T.C.
Dicle Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü
Kamu Hukuku Anabilim Dalı
Yüksek Lisans Dersi Ödevi
NASYONAL SOSYALİZM
Fırat YILMAZ
16904004
Danışman
Hüseyin Murat IŞIK
Diyarbakır 2017
ÖZET
21.yy’ın ilk çeyreğinde Arap Baharı olarak adlandırılan ve kitlesel gösterilerle yönetimlerin değiştirilmeye çalışıldığı süreç kısa sürede yerini kanlı iç savaşlara bırakmış, çoğunlukla Kuzey Afrika’dan ve Suriye gibi Orta Doğu ülkelerinden insanların oluşturduğu büyük göçmen dalgaları Avrupa sınırlarını aşmıştır. Göçmenlerin artan varlığı Avrupa’da yabancı düşmanlığını ve İslam karşıtlığını tetiklemiştir. Bu karşıtlığın öncülüğü rolünü de Alman Nasyonal Sosyalizmine özlem duyan Neo-naziler yapmıştır. Bu makaleninin amacı da dünyanın gördüğü en büyük çaplı savaşa neden olan ve halen Neo-Nazizmin şahsında temsil edilen nasyonal sosyalist ideoljiyi yalın bir şekilde açıklayarak, politik okuryazarlığa katkı sunmaktır.
Sonuç olarak Neo-Nazizmin, aşırı sağcı, milliyetçi ve ırkçı partilerin yükselişinin, Avrupa Birliği’nin geleceğini ciddi anlamda tehdit ettiği belirlenmiştir. Arap Baharı ertesinde meydana gelen mülteci akınının sürmesi; Fransa, Almanya gibi Avrupa ülkelerinde yaşanan terör saldırılarının devam etmesi halinde aşırı sağcı partilerin güç kazanmaya ve Neo-Nazizmin yükselmeye devam edeceği sonucuna varılmıştır.
Anahtar Sözcükler: İdeoloji, Nasyonal Sosyalizm, Nazizm, Irkçılık
Abstract
In the first quarter of the 21st century, the Arab Spring which refers to the process of changing governments through mass demonstrations left their place to the bloody civil wars in a short period of time. The large migratory waves of people, mostly from North Africa and Middle Eastern countries like Syria, who do not want to be part of a war, poverty and a bitter life, have crossed European borders. The growing presence of immigrants has triggered xenophobia and anti-Islamism in Europe. Neo-nazis, who longs for the German National Socialism, also played a leading role in these antagonisms. The aim of this article is to contribute to political literacy by describing the national socialist ideology which is the cause of the greatest war seen by the world and is still represented in the body of Neo-Nazism.
As a result, it has been determined that the rise of Neo-Nazism, extreme right, nationalist and racist parties seriously threats the future of the European Union. Also it has been determined that if the refugee flood continues or if the terrorist attacks in European countries like France and Germany cannot be prevented, the right-wing parties will continue to gain strength and Neo-Nazism will continue to rise.
Key Words: Ideology, National Socialism, Nazism, Racism
İÇİNDEKİLER
Sayfa No.
ÖZET I
ABSTRACT II
İÇİNDEKİLER III
ŞEKİL LİSTESİ V
KISALTMALAR VI
GİRİŞ 1
I.BÖLÜM: NASYONAL SOSYALİZMİN FİKRİ TEMELLERİ 3
1.1. NASYONAL SOSYALİZMİN ORTAYA ÇIKIŞI 3
1.2. NASYONAL SOSYALİST İDEOLOJİYİ BESLEYEN KAYNAKLAR 4
1.2.1. Hristiyanlıktaki Yahudi Düşmanı Fikirler 4
1.2.2. Sosyal ve Beşeri Bilimler 6
1.2.3. Modern Irkçılık 9
II.BÖLÜM: NEO-NAZİZM VE AVRUPA’DA YÜKSELEN IRKÇILIK 11
2.1. NEO-NAZİZM NEDİR? 11
2.2. NEO-NAZİZM’İN AVRUPA’DAKİ DURUMU 11
2.2.1. Almanya: 12
2.2.2. Avusturya: 13
2.2.3. Fransa: 14
2.2.4.Yunanistan: 14
SONUÇ VE DEĞERLENDİRME 16
KAYNAKÇA 17
ŞEKİL LİSTESİ
Sayfa No.
Şekil 1. Avrupa'nın Kafatası Haritası 8
KISALTMALAR
AB Avrupa Birliği
bkz. Bakınız
Dr. Doktor
FPÖ Freiheitliche Partei Österreichs
Hz. Hazreti
M.S Milattan Sonra
Nazizm Nasyonal Sosyalizm
No. Numara
NPD Nationaldemokratische Partei Deutschlands
s. Sayfa
S. Sayı
yy. Yüzyıl
GİRİŞ
21.yy’ın ilk çeyreğinde Arap Baharı olarak adlandırılan ve kitlesel gösterilerle yönetimlerin değiştirilmeye çalışıldığı süreç kısa sürede yerini kanlı iç savaşlara bırakmış, çoğunlukla Kuzey Afrika’dan ve Suriye gibi Orta Doğu ülkelerinden savaşın, yoksulluğun, acı içinde bir yaşamın parçası olmak istemeyen insanların oluşturduğu büyük göçmen dalgaları Avrupa sınırlarını aşmıştır. Göçmenlerin artan varlığı Avrupa’da yabancı düşmanlığını ve İslam karşıtlığını tetiklemiştir. Bu karşıtlığın öncülüğü rolünü de Alman Nasyonal Sosyalizmine özlem duyan Neo-naziler yapmıştır.
Neo-nazizm, Türkçe’ye Dördüncü Alman İmparatorluğu (İngilizce: The Fourth Reich; Almanca: Viertes Reich) olarak çevirebileceğimiz devleti kurmayı hedef edinmiştir. Hedeflenen Dördüncü İmparatorluk, Kutsal Roma-Germen İmparatorluğu (962–1806), Alman İmparatorluğu (1871–1919) ve Nazi Almanyasının (1933-1945) bir devamı olarak düşünülmektedir. Özellikle İngiltere’nin Avrupa Birliği’nden ayrılmasını öngören Brexit oylamasından ayrılık kararı çıkması ile Almanya’nın AB’de artan etkisi, Dördüncü İmparatorluk korkularını güçlendirmiştir. Bu makaleninin amacı da dünyanın gördüğü en büyük çaplı savaşa neden olan ve halen Neo-Nazizmin şahsında temsil edilen nasyonal sosyalist ideoljiyi yalın bir şekilde açıklayarak, politik okuryazarlığa katkı sunmaktır.
Çalışmamız 2 bölümden oluşmaktadır. Çalışmanın ilk bölümünde, nasyonal sosyalizmin fikri temelleri sebep olduğu yıkımlarla birlikte açıklanacaktır.
Çalışmanın 2.bölümünde ise nasyonal sosyalizmin günümüzdeki yansıması olan Neo-Nazizm ele alınarak, Avrupa’da yükselen ırkçılık izah edilmeye çalışılacaktır.
I.BÖLÜM: NASYONAL SOSYALİZMİN FİKRİ TEMELLERİ
1.1. NASYONAL SOSYALİZMİN ORTAYA ÇIKIŞI
Nazizm kelimesi ile eş anlamlı olarak kullanılmakta olan Nasyonal Sosyalizm, milliyetçilik ile sosyalizmi birleştiren bir dünya görüşüdür. . Nasyonal Sosyalizm, “Hitler Almanyası'nda uygulanan ve totaliter terör, anti-Semitizm ve yayılmacı ırkçılık tarafından karakterize edilen faşizm türü” olarak tanımlanmıştır. Bu tanımdan hareketle faşizm ve nasyonal sosyalizm arasındaki parça-bütün ilişkisi ve Alman faşizminin diğer faşizmlerden farkı Andrew Heywood tarafından şu şekilde izah edilmiştir:
“Faşizmi ifade eden merkezî tema, organik olarak birleşmiş ulusal bir topluluk imgesidir. Bu onun ‘birlik yoluyla güçlülük’ inancında ifadesini bulur. Sözlük anlamıyla alındığında birey hiçbirşeydir; bireysel kimlik topluluğunki veya sosyal grubunki tarafından tamamen absorbe edilmelidir. Faşist ideal, ödev, şeref ve kendini feda etme duygusuyla güdülenen, hayatını ulusunun veya ırkının şanına adamaya hazır ve en yüce lidere sorgusuz sualsiz bir itaatle bağlı ‘yeni insan’ın, bir kahramanın idealidir… Bununla birlikte tüm faşistler birbirinin aynı değildir. İtalyan Faşizmi, devletçiliğin, temelde “totaliter” bir devlete sorgusuz sualsiz bir saygıya ve mutlak sadakâte dayalı olan aşırı bir şekliydi. Öte yandan Alman Nasyonel Sosyalizmi ise geniş ölçüde ırkçılık temeli üzerine inşa edilmişti.”
Nasyonal Sosyalist ideolojinin doğuşu ile Alman halkının tarihi serüveni arasındaki yakın ilişki Cemil Meriç tarafından şöyle izah ediliyor:
“Almanya birliğini geç kurar. Fichte, Almanya için kurtuluşun bir iktisadî bağımsızlık=otarşi olmasını ister…Almanlar Rönesans’ı bir İtalyan miti kabul ederler. Alman gururu Fichte ve Herder felsefesinde küçüklük kompleksinin devasını bulur. Almanya yalnızdır, kendine bir şecere yaratır… Sosyalizm Fransa'da doğar, Almanya'da gelişir. Versay anlaşmasıyla bütün haklarından mahrum bırakılan Cermenler bir yandan Fichte, Herder nasyonalizmini, bir yandan yeni doğan sosyalizmi kaynaştırır… Nasyonal sosyalizm Fransız ihtilâlinden sonra gelişen sosyalizmin ve milliyetçiliğin terkibidir. Hâkim sınıflar milletin dışındadır, kozmopolittir; kalabalıklar millîdir. Savaş insanın nasıl tanrılaşabildiğini gösteren bir imtihan mıdır? Bu savaş ezilen Almanya'nın milletlerarası kapitalizme karşı savaşıdır.”
Gerçekten de Bismarck’ın kurucusu olduğu İkinci Reich, Birinci Dünya Savaşı’nı kaybetmiş, çok ağır koşullar içeren Versay anlaşmasıyla yokluğa mahkum edilmişti. Ne var ki bu durumu kabullenemeyen Alman halkı, Versay anlaşmasını imzalayan İmparator II. Wilhelm’in şahsında monarşiye başkaldırdı. Devrimin hedefi, rejimi cumhuriyet olarak değiştirmekti. Tarihte 1918 Kasım Devrimi olarak bilinen devrim sonucunda İmparator II. Wilhelm tahttan çekildi, fakat bu kez yeni rejimin niteliğinde anlaşamayan komünistlerle anti-komünistler arasında bir iç savaş başladı. İç savaşı demokrasi yanlıları kazandı ve Almanya’da Weimar Cumhuriyeti kuruldu. Weimar Cumhuriyeti 1933’te Adolf Hitler önderliğindeki Nasyonal Sosyalist İşçi Partisi’nin iktidara gelişine kadar devam etti. Nasyonal Sosyalist İşçi Partisi’nin iktidara gelişi aynı zamanda Nasyonal Sosyalizmin güçlü bir aktör olarak tarih sahnesine çıkışını simgeliyordu.
1.2. NASYONAL SOSYALİST İDEOLOJİYİ BESLEYEN KAYNAKLAR
1.2.1. Hristiyanlıktaki Yahudi Düşmanı Fikirler
Yahudilik tarihi hakkında bir çok çalışma yapmış Yusuf Besalel, Hristiyanlıktaki Yahudilik anlayışını bir Yahudinin gözünden şöyle izah ediyor:
“Tarihsel süreç içinde: Hz. İsa, Miladi çağın başında yaşamış, Hristiyanlığın kurucusu olan Filistinli bir Yahudi’ydi. Hıristiyanlar tarafından Mesih, Tanrı’nın oğlu ve insanlığın kurtarıcısı olarak kabul edilir. Hz. İsa, Tevrat’ı ortadan kaldırmadığını, tam tersine kusursuz hale getirdiğini ileri sürer. Bununla beraber, o zamanın Yahudi din otoriteleri, Hz. İsa’nın görüşlerine katılmamış ve desteklememişlerdir. Konu teolojik temellere dayanmakla beraber, Hıristiyan âlemi, bu dışlama sonunda Hz. İsa’nın Romalılarca tutuklanıp çarmıha gerilmesini Yahudilerin günahı olarak kabul etmişler ve Mesih sıfatının benimsenmemesini onaylamamışlardır… Hıristiyan efsanesine göre, Hz. İsa’nın ölümünden sorumlu tutulan Yahudiler, ülke ülke gezmeye mahkûm olmuşlardı. Yahudilerin diaspora öyküsünü Tora’ya göre değil, İncil’in ayetlerine göre yorumlayan Hıristiyanlar sayısız Yahudi’ye işkence etti ve katletti. Keza 16.yüzyılda Martin Luther önderliğindeki Protestan Reform hareketi de Yahudi karşıtlığından ödün vermedi. Papalar 19. yüzyılın sonlarına dek Yahudileri aşağılayıcı fermanları üretmeyi sürdürdüler. 20. yüzyıldaki Nazizm vahşetinde 6 milyon Yahudi dehşet verici bir şekilde yok edildi fakat Nazi karşıtı Hıristiyanlar dahi Yahudileri yadırgamayı sürdürdüler. Orta Çağ’dan beri Tevrat’a ilgi duyan sayısız Hebraist’e (Yahudiliği inceleyen Hıristiyan bilimciler) ve polemiklere karşın düşmanlık sürdü.”
Görüldüğü gibi Hristiyanlıktaki Yahudi düşmanlığının ana sebebi Hz. İsa’yı öldürenlerin Yahudi olduğuna dair inanıştır. Basalel’e göre ise Hz. İsa’yı öldürenler Romalılardı ve “Romalı Vali Pontus Pilate’nin Hz. İsa’nın ölümünde sorumlu olmadığı imajı ise anti Yahudi imajı için icat edilmiştir.” Bu görüş uzunca bir dönem Hristiyanlıkta kabul görmemiştir. Hristiyanlıkta, Luka İncili 13.bölümdeki, “İsa onlara şöyle dedi: ‘Gidin, o tilkiye söyleyin…” ifadesindeki “tilki” ile kastedilenin Hz. İsa’nın ölümünden sorumlu olan Yahudi Antipa (Herod Antipas) olduğu düşüncesi görülmüştür. Nitekim Petrus İncili’nde açıkça Hz. İsa'nın öldürülmesi emrini verenin Pilate'den ziyade Antipa olduğu yazılır. Bu argüman Nazizm propagandalarına teolojik bir temel teşkil etmiştir.
1.2.2. Sosyal ve Beşeri Bilimler
Sosyal ve beşeri bilimlerde özellikle antropoloji ve filolojide 18 ve 19.yy’da meydana gelen gelişmeler Nazizm’e ihtiyaç duyduğu bilimsel argümanları sağlamada oldukça etkili oldu. Bu bilimler, insanlar arasında doğuştan gelen bir eşitsizlik bulunduğu fikrini kanıtlamak için kullanıldı. Bu bilimlerin öncüleri, insanlar arasında var olan dil, ırk ve kültür farklılıklarını bir ırkın diğerinden üstünlüğünün göstergesi olarak kullandı. Özellikle Charles Darwin’in Evrim Teorisi, bu alanlarda çalışan bilim insanlarına fiziki görünüşleri birbirlerinden farklı fakat ortak atadan evrilen insan türünü açıklamak için ihtiyaç duydukları bilimsel teoriyi sağladı. Bu bağlamda pek çok filolog, Hint-Avrupa dil ailesinin en gelişmiş ve üstün dil ailesi olduğunu vurguladı. Birçok antropolog ise bazı Avrupa kültürlerinin diğerlerinden daha gelişmiş ve ileri olduğunu iddia etti. Bu alanlarda yapılan araştırmaların amacı Nazi ideolojisine bilimsel dayanak sağlamaktı.
Filolojinin ideoloji üzerindeki etkisi üzerine araştırmalar yapan filolog Christopher M. Hutton, Alman dilinin Nazizm ideolojisinin inşasında kuvvetli bir unsur olduğu kanaatindeydi. Hutton, Nazizmin başta Yahudiler olmak üzere Alman olmayan ırklara karşı düşmanlığını da yine anadil temelinde şu şekilde temellendirmektedir:
“… Yahudilerin anadillerine karşı bir sadakat eksikliği söz konusuydu ve bu nedenle onların dil ile ‘doğal olmayan’ bir ilişkileri olduğu kabul ediliyordu. Yahudiler birçok ülkede yaşamış ve birçok dilde konuşmuştu; bu nedenle onlar sadece ırklarına sadık olan köklü göçebelerdi. Anadilin ve ırkın ayrılması, Yahudiler için dilin yalnızca bir iletişim aracı ve diğer kültür ve ülkelere girme aracı olduğu anlamına geliyordu. Dahası, Yahudilik kutsal bir dile hayranlık üzerine kuruluydu ve bu kutsal dil, onların anadili değildi. Kültürlerinin kutsal dil ve ana dil ayrımına dayandığı göz önüne alındığında Yahudiler, farklı kültürler ve dil koşullarında kimliklerini koruyabilmiştiler. Buna karşılık, Alman kimliği ayrılmaz bir şekilde anadiline bağlıydı. Fakat Alman diasporalarında durum tehlikeliydi. Ana vatanda ise hem Yahudiler Almanca’yı yarı-ana dilleri olarak konuşuyordu hem de Alman dilinin ruhu ikisi de Yahudi ruhunun yansımaları olan liberal evrenselciliğin ve komünizmin saldırısı altındaydı.”
Görüldüğü gibi Hutton dili ideolojinin taşıyıcısı olarak konumlandırmış, Yahudilerin Almanca konuşmasının Alman ırkının geleceği için tehlike oluşturduğunu düşünmüş, zararlı ideolojilerin dil aracılığı ile Alman kimliğine zarar vermenin yolunu buldukları sonucuna varmıştır. Alman dilinin Alman olmayanlarca konuşulmasına karşı gösterilen bu tepkinin diğer yüzü ise Alman dili etrafında kenetlenmiş birleşik bir Alman ırkı modeliydi. Birinci Dünya Savaşı öncesinde Alman birliğinin kurulmasında bu model, Avusturya gibi Alman anavatanı dışında kalan fakat Almanca konuşan insanlarla bağ kurulmasını sağlayarak başarısını kanıtlamıştı. Fakat Versay Anlaşması sonrası bu bağ gücünü yitiriyordu ve yeniden kurulmalıydı.
Antropolojinin Nazizm’e en büyük katkısı ırkları tasnif etmesi ve Aryan ırkının en üstün ırk olduğunu iddia etmesiydi. Kafatası ölçümü (craniometry), ırkları bilimsel olarak ayırmanın ölçütü olarak kullanılıyordu. Nitekim Avrupa’nın kafatası haritaları bile yayımlanmıştı. Şekil 1’de bu haritalardan biridir.
Şekil 1. Avrupa'nın Kafatası Haritası
Antropolojiye dair Nazizm döneminde pek çok eser yazılmış ve yayımlanmıştır. Söz konusu eserlerden bazıları ve içerikleri şu şekildedir:
“Hans F.K. Günther tarafından yazılan ‘Rassenkunde des deutschen Volkes’ (Alman Halkının Etnolojisi) ve Ludwig Ferdinand Clauss tarafından yazılan ‘Rasse und Seele’ (Irk ve Ruh) gibi kitaplar, Alman, İskandinav, Aryan halkı ve diğer sözde düşük gruplar arasındaki farkları bilimsel olarak tespit etmeye çalıştı. Alman okulları, Nazi döneminde bu kitapları ders kaynağı olarak kullandı.”
1.2.3. Modern Irkçılık
Modern ırkçılık başlıca üç temel üzerinde yükseliyordu: Sosyal Darwinizm, genetik bilimi ve insan ırkının ıslahı anlamına gelen öjeni (eugenics) yaklaşımı.
Sosyal Darwinizm, Darwin’in Evrim Teorisinin Herbert Spencer tarafından sosyal bilimler ve ekonomiye uygulanması ile ortaya çıkmıştır. Spencer, evrim teorisindeki değişen koşullara uyum sağlayamayan ırkların yok olduğu fikrinden hareketle “Güçlü olan hükmeder, zayıf olan boyun eğer.” fikrini öne sürmüştür. Sosyal Darwinizm’in de etkisiyle 1850’lerin ortasında ırkçılık, bilimsel olarak görülüyor ve yaygın şekilde kabul ediliyordu. Arthur de Gobineau’nun filoloji ve antropoloji bilimi araştırmalarına dayanarak yazdığı “The Inequality of the Human Races” (İnsan Irklarının Eşitsizliği) adlı kitabı, beyaz ırkların siyah ırklardan üstün olduğunu, hatta beyaz ırklar arasında da üstünlük sıralaması olduğunu ve Aryanların en üstün ırk olduğunu iddia ediyordu.
Genetik ve kalıtım bilimi alanında yapılan çalışmalar öjenijk yaklaşımda da ilerlemelere neden oldu. Kalıtımın istatistiksel bir anlayışı ile insan nüfusunu geliştirme fikri ilk olarak Francis Galton tarafından geliştirildi, bu bilim Darwinizm ve doğal seleksiyon teorisine yakından bağlıydı.
Öjeni, pozitif ve negatif öjeni olmak üzere ikiye ayrılabilir. Pozitif öjenide hastalıkları engelleyerek insan ırkını güçlendirmek amaçlanırken negatif öjeni de hastalıklı, zayıf olan ve saf görülmeyen insan ırklarının çoğalması engellenmeye çalışılır. Naziler, bu bilimi birçok farklı özellikteki insanı tutuklamak, onlara işkence etmek ve hatta onları öldürmek için bir dayanak olarak görmüştür. Dr. Josef Mengele, Auschwitz Toplama Kampı’nın müdürü olarak negatif öjeni uygulamaları ile onbinlerce Yahudinin ölümüne neden oldu. Bu nedenle Auschwitz Toplama Kampı’nda Ölüm Meleği olarak anılırdı.
Görüldüğü kimi Hristiyan toplumlardaki Anti-semitizm (Yahudi düşmanlığı) ilk zamanlarda dinsel saiklerden kaynaklansa da zaman içerisinde antropoloji, filoloji, biyoloji gibi bilimlerde meydana gelen gelişmelerin etkisiyle ırkçılık, Anti-semitizmi tetikleyen ana unsur olmuştur. Nazizm de bilim tarafından destekleniyor görünen ırkçılığı ideolojisinin temel taşı olarak kullanmıştır.
II.BÖLÜM: NEO-NAZİZM VE AVRUPA’DA YÜKSELEN IRKÇILIK
2.1. NEO-NAZİZM NEDİR?
Neo-Nazizm, II. Dünya Savaşı sonrası Nazizm'in aşırı sağ kanat öğretilerini yeniden canlandırmak isteyen sosyal ya da politik hareketlerden oluşur. Bu açıdan Neo-Nazizm bir modern dönem ideolojisidir. Bu ideolojinin temel hedefi Nazizm ideolojisini diriltmek, bu ideolojiyi siyasi sistem olarak yeniden egemen kılmaktır.
Neo-Nazizm ideolojisini benimseyen bireyler, siyasi iktidarı ele geçirmek için resmi siyasi partiler, gayrıresmi siyasi hareketler veya gruplar şeklinde örgütlenebilmektedir. Bu grupların ayırıcı vasıfları, hedeflerine ulaşmak için kendilerini yalnız içinde bulundukları siyasi sistemin olanakları ile sınırlamayıp, rakiplerini tehdit ve politik terörizm ile yıldırmaya çalışmalarıdır. Bu yaklaşım tarzı çoğu zaman Neo-Nazi grupların bulundukları ülkerdeki vatandaşların, grupların ve hatta devletin güvenliğini tehlikeye düşürmektedir.
2.2. NEO-NAZİZM’İN AVRUPA’DAKİ DURUMU
Günümüzde Neo-Nazizm’i savunan gruplar, dünya çapında nicelik olarak küçüktür fakat nitelik olarak etkili bir şekilde faaliyette bulunmaktadırlar. Son dönemlerde bu grupların etkinliklerinde meydana gelen artışlar sebebiyle Avrupa’da Neo-Nazizm’e yönelik yeni bir yaklaşım geliştirilmesi fikri şu şekilde ifade edilmiştir:
“Millî Cephe türü, neo-faşist-nazi, yabancı düşmanı akımların sistemin çeperinde marjinal bir yer ve güç bulabilecekleri varsayımı üzerine kurulmuş olan Avrupa’nın demokratik cumhuriyetlerinin, artık birçok ülkede üçüncü, ikinci ve hattâ (Avusturya’da olduğu gibi) birinci parti haline gelen ve yükselişlerini sürdürebilecekmiş gibi gözüken bu akımlar karşısında nasıl bir tutum almaları gerektiği sorunu ile acilen yüzleşmek zorundadır.”
İlerleyen kısımlarda günümüzde Avrupa’da faaliyette bulunan Neo-Nazi gruplardan bazılarının genel özellikleri ve faaliyette bulundukları ülkeler hakkında kısaca bilgi verilecektir.
2.2.1. Almanya:
“Almanya Ulusal Demokratik Partisi (Almanca: Nationaldemokratische Partei Deutschlands, NPD), Alman milliyetçiliğini savunan aşırı sağcı, aşırı milliyetçi bir siyasi partidir.” Bu parti, “1945'ten sonra ortaya çıkan en önemli neo-Nazi partisi” olarak görülmektedir. NPD’nin genel felsefesi şu şekilde ifade edilmiştir:
“NPD küreselleşmeye ve çokkültürlülüğe karşı çıkarak, küreselleşmeyi yabancılaşma ve kimlik kaybına eşdeğer olarak görmektedir. Yabancılar tüm sosyoekonomik problemlerin nedeni olarak görülmekte ve ‘günah keçisi’ olarak ilan edilmektedirler. Yabancılara karşı bir ayrımcılık söz konusudur ve yabancıların geri gönderilmeleri hedeflenmektedir.”
NPD’nin yabancı düşmanlığının odaklarından biri de Almanya’da bulunan Tür topluluğudur. Türk göçmenler Almanya’da pek çok yönden Alman toplumundan farklı olmaları nedeniyle aşırı sağ tarafından düşman olarak görülmektedir. “Almanya’da aşırı sağın sloganlarından biri ‘Almanya Almanlarındır’ (‘Deutschland den Deutschen’) sloganıdır.” Bu slogan doğrultusunda hareket eden gruplar, başta Türk göçmenler olmak üzere göçmenlere karşı saldırgan bir tutum sergilemektedirler.
Bu bilgiler ışığında Almanya’da 2000-2006 yılları arasında yaşanan ve Türk kökenli dönercilerin hedef alındığı seri cinayetleri işleyenlerin aşırı sağ bağlantısı olan Neo-Naziler olması anlamlı görünmektedir. Keza Solingen’de Türk kökenli bir ailenin evinin kundaklanması sonucu beş kişinin hayatını kaybetmesi yine Neo-Nazi bir grup tarafından gerçekleştirilmişti. Bütün bu olaylarla ilişkili görülen NPD, pek çok kez kapatılmak istense de halen aktif siyasete devam etmektedir. Hatta “Parti'nin Avrupa Parlamentosu'nda bir sandalyesi bulunmaktadır ve parti lideri Udo Voigt, NPD'yi Strazburg'da temsil etmektedir. Udo Voigt, verdiği bir röportajda Adolf Hitler için ‘Büyük bir devlet adamı’ demiştir.”
2.2.2. Avusturya:
“Avusturya Özgürlük Partisi (Almanca: Freiheitliche Partei Österreichs, FPÖ), Avusturya'da sağcı popülist bir siyasi partidir.” Partinin Avrupa Parlamentosu’nda 4 sandalyesi vardır ve Alman NPD ile kıyaslandığında politik etkinlik bakımından daha güçlüdür. Nitekim Avrupa Birliği’ne şüphe ile yaklaşan ve İslam karşıtı bir parti olan FPÖ’nün Başkanlık adayı Norbert Hofer, 2016 Eylül ayındaki Avusturya Başkanlık seçimlerinde yüzde 49.7 oy almış ve yüzde 50.3 oy alan rakibi Alexander Van der Bellen’e küçük bir farkla seçimi kaybetmiştir. Bu durum Avrupa’da aşırı sağın ve Neo-Nazizmin geldiği seviyeyi göstermesi bakımından oldukça önemlidir.
2.2.3. Fransa:
Ulusal Cephe (İngilizce: National Front; Fransızca: Front national), Fransa’da aşırı sağcı, milliyetçi bir partidir. Partinin ideolojisi, “otoriter, milliyetçi ve popülist” olarak tanımlanmaktadır. Şu an Partinin başında, kurucusu Jean-Marie Le Pen’in kızı Marine Le Pen bulunmaktadır ve Marine Le Pen 2017’deki Fransa Cumhurbaşkanlığı seçimi için adaylığını açıklamıştır.
Ulusal Cephe, göçmen ve Müslüman karşıtlığının Fransa’daki temsilcisi konumundadır. Örneğin Marsilya Belediye Başkanlığı’nı kazanan Ulusal Cephe adayı Stéphane Ravier, şehirde artan Müslüman nüfusuna karşı bir tokat olduğunu düşünerek, emrindeki kamu görevlilerinin Fransızcadan başka dil konuşmasını yasaklamıştır. Keza yüzünü örten bir kıyafet giymiş Müslüman bir gelinin düğününü, yüzünün kapalı olduğu gerekçesiyle durdurmuştur. Ulusal Cephe'nin belediye başkanlıklarını kazandığı diğer şehir ve kasabalardaki meslektaşlarının birçoğu da Bay Ravier gibi, Ulusal Cephe'nin göçmen karşıtı, ırkçı ve popülist ideolojisini hızla uygulamaya koymuştur.
2.2.4.Yunanistan:
Altın Şafak (Golden Dawn) Partisi, aşırı sağ ırkçı bir parti olarak faaliyet göstermektedir. Partinin üyeleri, Nazizme olan hayranlıklarını açıkça dile getirmektedirler. Nitekim parti milletvekillerinden “Ilias Panagiotaros’un, kendisiyle yapılan bir röportaj sırasında partinin kimliğinin neo-Nazi kuvveti olarak birleşmek olduğunu söylemesi, ayrıca Hitler’i “harika bir şahsiyet” olarak selamlaması” , Altın Şafak Partisi’nin Neo-Nazizm’in bir temsilcisi olduğunu göstermektedir. Partinin Hitler’e ve Nazizm’e olan özlemi sadece fikri düzeyde kalmamıştır. Özellikle Batı Trakya Türkleri başta olmak üzere, göçmenlere karşı şiddet olaylarında Altın Şafak Partisi öncü rol oynamıştır. Nitekim yaşanan şiddet olayları hakkında Yunan Savcıların yazdığı iddianamede, Altın Şafak üyelerinin biri Yunan, dördü de yabancı göçmen olmak üzere beş kişiyi öldürdükleri, çok sayıda Yunan ve yabancıyı dövdükleri ayrıca Volos şehrinde de bombalı saldırı gerçekleştirdikleri belirtilmiştir. Bu durum başta Altın Şafak lideri Nikos Mihaloliakos olmak üzere partinin önde gelen yöneticilerinin organize suç örgütü kurma ve yöneticisi olma suçundan tutuklanmasına neden olmuştur.
SONUÇ VE DEĞERLENDİRME
Nasyonal Sosyalizm, 20. yüzyılı şekilendiren ideolojilerden biri olarak her ne kadar, İkinci Dünya Savaşı’nın ardından büyük ölçüde liberalizm tarafından yenilgiye uğratılmış olarak görülse de, Avrupa’da artan göçmen ve Müslüman karşıtlığı ile yabancı düşmanlığının etkisiyle Neo-Nazizm adı altında yeniden güç kazanmaktadır.
Neo-Nazizm; Almanya, Avusturya, Yunanistan gibi ülkelerde Nasyonal Sosyalist ideolojinin açıkça savunulması şeklinde görülürken, diğer çoğu Avrupa ülkesinde Fransa’daki Ulusal Cephe örneğindeki gibi aşırı sağ partilerin uygulamaları ile kendisine vücut bulur. Neo-Nazizmin, aşırı sağcı, milliyetçi ve ırkçı partilerin yükselişi, Avrupa Birliği’nin geleceğini ciddi anlamda tehdit etmektedir. Özellikle Arap Baharı ertesinde meydana gelen mülteci akınının sürmesi; Fransa, Almanya gibi Avrupa ülkelerinde yaşanan terörist saldırıların devam etmesi halinde aşırı sağcı partilerin güç kazanmaya ve Neo-Nazizmin yükselmeye devam edeceğini öngörmekteyiz.
Avrupa genelinde Neo-Nazizmi benimseyen siyasi partilerin yükselişi, Avrupa Birliği’nin varlığı ve devamı açısından oldukça önemli bir olgudur. Bu olgunun önüne geçilemezse, yakın gelecekte Avrupa Birliği’ni oluşturan ülkelerde iktidarın Neo-Nazizmi açıkça veya örtülü olarak benimsemiş partilere geçmesi olasıdır. Üye ülkelerdeki bu muhtemel iktidar değişimi, ulusal gücün arttırılması, ortak para politikası başta olmak üzere Avrupa Birliği’nin bağlayıcı ortak politikalarından ve ortak kurumlarından ayrılma talebini doğuracaktır. Neticede Avrupa Birliği dağılmanın eşiğine gelecektir. Ayrıca belirtmek gerekir ki, anılan siyasi partiler iktidar olamasalar bile, etkilerini arttırmak için kışkırtıcı söylemler geliştirmekle sosyal huzuru ve barışı tehlikeye düşürmekten kaçınmayacaklardır. Bu durum Avrupa Birliği’nin üzerine bina edildiği barış temelini sarsacaktır.
Anılan tehlikelerin önüne geçmek için yabancılara karşı şiddete teşvik eden nefret söylemlerinin ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmemesini, bu söylemlerini eyleme döken kişilerin caydırıcı şekilde cezalandırılmasını, Avrupa Birliği bünyesinde mültecilere ilişkin farkındalık ve sosyal sorumluluk programları hazırlanmasıını, Neo-Nazi grupların hedefindeki gençlerin dahil edildiği ve söz konusu ideolojinin sebep olduğu yıkımı gösteren kültür gezilerinin ve eğitim faaliyetlerinin yapılmasını önermekteyiz.
KAYNAKÇA
Kitaplar
BOWLER Peter J. (2003), Evolution: The History of an Idea (3rd Ed.), University of California Press, California
CAIANI Manuela, Donatella della PORTA ve Claudius WAGEMANN (2012), Mobilizing on the Extreme Right: Germany, Italy, and the United States, Oxford University Press, Oxford
DAVIES Peter, Derek LYNCH (2002), The Routledge Companion To Fasism And The Far Right, Routledge Publishing, Londra
DOLEZAL Martin, Swen HUTTER, Bruno WÜEST (2012), Political Conflict in Western Europe, Cambridge University Press, New York
GOODLIFFE Gabriel (2012), The Resurgence of the Radical Right in France, Cambridge University Press, New York
HEYWOOD Andrew (2014), Siyaset, Liberte Yayınları, Ankara
HUTTON Christopher M. (1999), Linguistic And The Third Reich, Routledge Publishing, Londra
McGOWAN Lee (2002), The Radical Right in Germany: 1870 to the Present, Pearson Education, Londra
MERİÇ Cemil (1999), Sosyoloji Notları ve Konferanslar, Yayına Hazırlayan Prof.Ümit Meriç, İletişim Yayınları, İstanbul
RIPLEY William Z. (1899), The Races of Europe, D. Appleton and Company, New York
SHIELDS James (2007), The Extreme Right in France: From Pétain to Le Pen, Routledge Publishing, Londra
Süreli Yayınlar
BESALEL Yusuf. Hıristiyanlık ve Yahudilik Temel Anlaşmazlıklar.(2012, Aralık, 5). Şalom
DALEY Suzanne. Seeking New Heights in France, National Front Party Thinks Locally. (2014, Eylül, 30). The New York Times
HEFFER Simon. The Fourth Reich is here – without a shot being fired (2016, Mayıs, 15). The Telegraph
LAÇİNER Ömer (2002), Neo-faşist Hareketlerin Yükselişi, Birikim Dergisi, Sayı:158
NORTON Ben. Far Right Racist Terror Surges In Europe As Austrian Neo-nazi Who Threatened To Massacre Refugees Is Arrested. (2016, Haziran, 1). Salon
ÖNER Selcen, Avrupa’da Yükselen Aşırı Sağ, Yeni ‘Öteki’ler Ve Türkiye’nin AB Üyeliği, Ankara Avrupa Çalışmaları Dergisi, Cilt:13
SMITH Helena. Greece's Golden Dawn party describes Hitler as 'great personality'. (2014, Nisan,16). The Guardian
SMITH Reiss. What is the Freedom Party of Austria? The anti-EU party that could win Austria's election. (2016, Eylül, 22). Sunday Express
WILLIAMS Michelle Hale (2010), Can Leopards Change Their Spots? Between Xenophobia and Trans-ethnic Populism among West European Far Right Parties, Nationalism and Ethnic Politics, Cilt 16
Alman Anayasa Mahkemesi aşırı sağcı NPD'yi kapatmayı görüşüyor. (2016, Mart,1). BBC Türkçe
Altın Şafak lideri tutuklandı.(2013, Ekim, 3). Hürriyet
Dönerci cinayetleri Neo-Nazi işiymiş. (2011, Kasım,12). Hürriyet
France's Le Pen would lead first round of 2017 presidential vote – poll. (2015, Ocak, 29). Reuters
The Solingen Tragedy, (1993, Haziran, 4), The New York Times
Diğer Kaynaklar
Administration of the German Bundestag, Research Section WD, “The November revolution,1918/1919”, 1 Mart 2006, “https://www.bundestag.de/blob/189772/8b9e17bd8d64e64c8e3a95fc2305e132/november_revolution-data.pdf” (Erişim Tarihi:27.12.2016) )
American Heritage® Dictionary of the English Language (5. Baskı), "Reich", Houghton Mifflin Harcourt Publishing Company, 2011, “http://www.thefreedictionary.com/Reich” (Erişim Tarihi: 26.1.2017)
Dünya Soykırımı Anma Merkezi (Yad Vashem), Roots Of Nazi Ideology, “http://www.yadvashem.org/yv/en/education/video/hevt_nazi_ideology.asp” (Erişim Tarihi:27.12.2016)
Luka İncili
Neo-Nazism, 2010, “http://www.czechkid.eu/si1310.html” (Erişim Tarihi:28.12.2016)
Petrus İncili
Results of the 2014 European elections. “http://www.europarl.europa.eu/elections2014-results/en/country-results-at-2014.html”(Erişim Tarihi: 25.1.2017)
World Heritage Encyclopedia, “Scientific Racism”, “http://self.gutenberg.org/articles/scientific_racist” (Erişim tarihi: 26.1.2017 )