Home > Sample essays > Evaluation of Women’s Role in Cemo Novel

Essay: Evaluation of Women’s Role in Cemo Novel

Essay details and download:

  • Subject area(s): Sample essays
  • Reading time: 13 minutes
  • Price: Free download
  • Published: 1 April 2019*
  • Last Modified: 23 July 2024
  • File format: Text
  • Words: 5,339 (approx)
  • Number of pages: 22 (approx)

Text preview of this essay:

This page of the essay has 5,339 words.



Cemo Romanında Kadınlık Rolünün Değerlendirilmesi

Evaluation of Women's Role in Cemo Novel

  Menekşe Yavuz   

Öz: Türk edebiyatında kadının farkına varılması ve sorunlarının işlenmeye başlaması Tanzimat’la başlar. Ancak bu konunun yoğun bir şekilde farklı yönleriyle işlenmesi yetmişli yılların sonunu bulur. Cumhuriyet’in ilk yıllarında dünyaya gelen ve yeni sistemin sunduğu imkânlardan yararlanarak öğrenim gören kadınların yetmişli yıllarda edebiyat dünyasına girmeye başlamasıyla Türkiye’de kadın sorunu farklı açılardan ele alınır ve eserlerde işlenir. Toplumsal hayatın her alanında ikinci plana itilen kadın sorununu irdeleyen yazarlar, onu eş ve anne rolünden çıkarıp birey olma çabası ile ele alırlar. Bu bakımdan edebî eserleri incelerken toplumsal olaylar, eserin oluşum süreci, yazarın statüsü ve ideolojisi, yazarlık mesleği, eserlerin tarihî ve sosyal içerikleri ekseninde incelemek belli başlı sorunsalların tespit edilmesine imkân verecektir. Bu bağlamda çalışmada ele alınan eser Cemo’da doğrudan kadın problematiği değil dönemin diğer toplumsal sorunlarıyla birlikte kadının toplumsal değerinin ihmal edilmiş olmasına dikkat çekilmiştir. 1945 yıllarında yazarın yazmayı düşündüğü romanının arka planında Şeyh Sait ayaklanmaları, beraberinde gelen Dersim Olayları yer almaktadır. Cumhuriyet’in getirdiği yenilik ve değişimlerin Anadolu’nun her bölgesine ulaşmaması ve beraberinde gelen toplumsal sorunlara dikkat çekilir. Özellikle dönemin bahsi geçen ağalık-kölelik sisteminin ataerkil toplumda kadının var olma çabasını da nasıl ihmal ettiği hususunda eleştirilebilir. Özellikle değişimlerin ilk yılları siyasî ve sosyal düzen etkisinde olurken önemli toplumsal meselelerinde ihmal edildiği görülebilmektedir.

Anahtar Kelimeler: Kadın, Maskülinite, Eril Bakış, Roman, Cemo.

Abstract: Beginning of Tanzimat in order to realize the woman in Turkish literature and to start to work on her problems. However, this process of intensive processing in different directions finds the end of the seventies. In the early years of the republic to the world and taking advantage of the opportunities offered by the new system in the seventies of the women began to enter the world of literature studying women's issues in Turkey will be discussed from different angles and processed in the works. Authors who examine the problem of women, who are pushed into the second plan in every field of social life, take it out of the wife and mother role and try to be an individual. In examining literary works in this respect, examining social phenomena, the process of creation, the status and ideology of the author, the profession of authorship, the historical and social contents of the works will enable the identification of major problems. In this context, it is pointed out that Cemo is not directly involved in the problem of women, but that the social value of women has been neglected with other social problems of the period. In 1945, the author's novel, which he thought of writing, included Sheikh Said rebellions and the accompanying Dersim Events. Attention is drawn to the fact that the innovations and changes brought by the Republic do not reach every region of Anatolia and the social problems that come with them. Especially, it can be criticized as to how the periodical bribery-slavery system neglected the woman's attempt to exist in the patriarchal society. In particular, it can be seen that the first years of the changes were under the influence of political and social order and neglected in important social issues.

Key words: Female, Mascüline, Eril Bakış, Novel, Cemo.

  Giriş

  Cemo Bilbaşar’ın biçim, dil, halk edebiyatı öğeleri taşıması, masalsı özellikleri bakımından en başarılı romanı olarak görülmektedir. Yazar hikâye ve romanlarında halk dilini ve unsurlarını kullanmakla birlikte Cemo’da bunu çok yoğun bir şekilde işlemiştir. Bilbaşar, halka yakın olmanın ve onlara yol göstermenin onların dilinden konuşmakla olacağını düşünmektedir. Cemo’da sıkça görülen şive taklitleri yazarın bu anlayışının yansımalarıdır. Geleneğin destan, masal ve halk hikâyeciliği yönünü yoğun olarak kullanmıştır. Romanın en fazla okunan ve bilinen roman olmasını da yazar bu unsurlara bağlamaktadır. Bir fikir aşılamak isteniliyorsa sanatçının bu yolda fedakâr davranması gerektiğini, hitap ettiği çoğunluğu dikkate alarak yazılmasını ister. Bu bağlamda Cemo adlı eserini Doğu Anadolu insanına dikkat çekmek için yazmıştır. Onun şu sözleri bu düşüncelerine açıklık getirmektedir:

Cumhuriyet Dönemi’nde de tüm hükümetlerin tüm iyi niyetlerine karşın, yol, okul, su, sağlık, nimetlerinden gereğince yararlandırılmamış: Ortaçağ aşiret düzeyinden kurtarılıp bir türlü çağdaş uygarlık düzeyine kavuşturulmamış: dahası, iç ve dış sömürgen ve bölücü güçler tarafından iki kez kana bulanmış doğu Anadolu halkımız için Siirt dolaylarında bir ağanın kulları olan küçük bir köy yaşantısını ele alarak onlara içinde bulundukları ağalık düzeninin kötülüğünü sürüp giden mutsuzlukların, ezilmişliklerin nedenlerini, Cumhuriyet hükümetlerinin yaşamlarını geliştirmek için geliştirdiği çabaları, kimlerin kinle ve kanla engellendiklerini, bölücü ve sinsi propagandaların asılsızlığını onlara anlatmak, yeni bir yaşam düzeyine çıkmanın yollarını göstermek istedim  (Özpay 2017: 85).

   Bu düşüncelerle yazar romanın taslağını 1945’te oluşturulmuştur. Toprak reformunun uygulanmak istenmesi, beraberinde gelen başarısızlıklar romanın yazımını geciktirmiş ve yazarın roman öncesi derin araştırmalar yapmasına da vesile olmuştur. Cemo ve devamı Memo adlı eserlerde bahsi geçen Şeyh Sait, Dersim olaylarını ve Doğu Anadolu coğrafyasının kültürel özelliklerini anlatan eserleri derinlemesine inceleme imkânı bulur.  Diğer taraftan Cumhuriyet’in getirdiği reform girişimlerinin neden başarısız olduğunu da tespit etmeye çalışır. Bu çalışmaların sonucu, Cemo ve Memo romanlarıyla neticelenir. Cemo romanı eserde bahsi geçen kadın kahramanı konu eder. Ancak daha önce ifade edildiği gibi doğrudan bir kadın problematiği ve kadın eleştirisi söz konusu değildir. Yazar roman kahramanını kadın olarak seçer ancak kahraman sadece diğer sosyal sorunları aktarmak için kurgunun bir parçası olmuştur.

  Romanının Edebî Haritası

  İki bölümden oluşan roman değirmenci Cano’nun hikâyesiyle başlar. Memo’nun anlatıcı olarak yer aldığı bölümle devam eder. Cano, bulunduğu köyün beyinin çalışanlarındandır. Beyin tüm işleriyle ilgilenmektedir. Bey, bir başka beyin kızı olan Kevi’yi sevmektedir. Ancak Kevi’nin babası onu başka bir Bey’e satmıştır. Bey, Cano’dan Kevi’yi kaçırmasını ister. Fakat kendisi dağda ona âşık olur.  Kevi’de Cano’ya karşılık verince üç yılı dağda kaçarak geçirirler. Bu birliktelikten Cano adında bir kızları olur. Ağalar da artık onların peşini bırakmıştır.  Daha sonra Cano, Şeyh Mahmut adındaki beyin yanına işe girer. Yakında askere gitmek zorunda olduğundan bir süre karısı Kevi’yi onlara emanet etmek durumundadır. Döndükten sonra ikinci çocuğuna hamile olan Kevi’nin oradan ayrıldığını ve hiç kimsenin onun nereye gittiğini bilmediğini öğrenir. Çaresiz kızı Cemo’yu da alarak değirmene gider. (Bilaşar 2017,11-44). Kevi’nin öldüğünü düşünen Cano kendini bundan sonra kızına adamıştır. Tüm sevgisini ve emeğini ona harcar. Cemo, güçlü, iyi yetişmiş, çok güzel bir kız hâline gelir. Etrafta varlıklı birçok kişi Cemo’yu eş olarak istemektedir. Fakat Cano, kızının gönlünü yapacak kişiye kızını verecektir. Kızını parayla satmak niyetinde değildir. Cemo’ya talip olanlardan biri de köy ağası Sörikoğlu’dur. Ancak Cano, Kızını Sorikoğlu’na kızının gönlü olmadığından vermek istemez.  Olayların boyutu bundan sonra değişir. Kendi köylerinin ağası Şeyh Mahmut’un avukat oğlu köyü Sörikoğlu’na satınca değişir. Sörikoğlu, artık köylünün üzerinde hak sahibi olacaktır. Cemo’ya ısrarla talip olan ağa, onu kaçırmaya niyetlenir ancak başarılı olamaz. Cano, kızını bir düelloyla köyden isteyen birine vermek istediğini duyurur. Köyün meydanında Cemo’ya kim galip gelirse ve onun gönlünü alırsa kızını ona verecektir. Bu karşılaşmadan köyün genci Memo galip çıkacaktır. Cemo, Memo’yu gördüğü anda ondan etkilenir ve birbirlerini severler. Cano da bu birlikteliğe engel olmaz ve kızını Memo’ya verir. Cemo ve Memo birlikte Memo’nun köyüne geri dönerler. Ancak burada da Sörikoğlu onların peşini bırakmaz. Çan satmak için köyden ayrılan Memo’ya tuzak kurar. Bu tuzaktan tesadüfen orada olan birilerinin yardımlarıyla kurtulan Memo, orada eski sevdiği Senem ile de karşılaşır. Onu kuma olarak alır ve Senem’in oymağının başına geçer. Bu arada Memo’nun yaşadığından haberdar olmayan köylü, Sörikoğlu tarafından yağmalanmıştır. Cemo’da kaçırılmak istenirken karnına aldığı darbeyle bebeğini düşürmüştür. Memo, Köye döndüğünde Cemo’nun Sörikoğlu’nun hazırladığı bir şölende oynatılacağını öğrenir, Şölen yerine giderek Cemo’yu kurtarır ve Sörikoğlu’nu da öldürür. Nihayet Cano, Cemo’yu yanına alıp başında olduğu Dersim’e doğru yola çıkarlar (Bilbaşar 2017: 45-211).

   Cemo’da Cinsel Kimliğiyle Kadın

   Toplumsal meseleleri merkeze almasıyla kurguladığı Cemo’da cinsellik ya da cinsel fantezi unsurlarına doğrudan değindiğini söylemek mümkün değildir. Anadolu insanının yaşayışının aksine roman kahramanlarından Cano, kızını doğaya uyum sağlayan, silah kullanabilen, erkeklerden kendini koruyacak güçte yetiştirir. Bu nedenle Cemo’da tip’ik kadın özellikleri görülmez. Yemek yapmak, ev işleriyle ilgilenmek, evlilik için kısmetini beklemek gibi vasıflarla donatılmış değildir. Cano’nun şu sözleri açıklık getirmektedir:

 ‘‘Parasına güvenenler kızı başkasına kaptırmamak için heybesini altın doldurup getirirlerdi. Elimi öperler. ‘‘Allah’ın emriyle kızını bana sat Cano,’’ derlerdi. Aha, heybe dolusu altın sana. Mal istersen, mal da verek. Tek Cemo yabana gitmesin.

Oysa ben kızımı para ile satmaya niyetli değildim. Para benim neme gerek. Para ile satılan bura kızları gibi, ömrü boyunca beğenmediği bir herifin kulu olmasına gönlüm razı değildi. Bizim buralarda analar, babalar kızların dünyasını ziyan ederler. Cemo gibi yiğit yetişmiş bir kız, ancak kendinden üstün bir yiğite karılık ederdi. Yoksa rezili çıkardı ceyranımın. O yüzden parasına güvenenlere hep aynı karşılığı verirdim. ‘‘Cemo para ile satılık değil kardaş! Sabırlı ol. İlk kar düşende, yiğit olan Kargadüzü’nde alacak Cemo’yu’’, derdim’’ ( Bilbaşar 2017: 28).

  Cano’nun dönemin geleneğine aykırı düşünceleri, Cemo’yu sıradışı bir kadın yapar. Bilbaşar’ın diğer eserlerine yönelik yapılan çalışmalarda kadın tipleri; varlıklı ve koruyucu, ortahalli ve koruyucu, bencil, düşmüş, çaresiz, fettan, idealist, yüzeysel, onurlu kadın ve genç kız tipleri olarak sınıflandırılmıştır. (Özpay 2004: 543-656). Bu bağlamda kadın tipleri sınıflandırmasında vaka’a örgüsüne dayanarak onurlu ve maskulen (erkeksi) kadın tipi sınıflandırmasını da yapmak mümkündür. Ancak romanda yer alan tek kadın Cemo değildir. Vak’a diğer başkarakterlerin ışığında gelişirken Kevi ve Memo’nun önceki sevdiği Senem, diğer köylü kadınlar, Memo’nun dayısının hanımı ayrıca kadın tipi ekseninde incelenebilir. Cemo’yu diğer kadınlardan ayıran husus, onun erkeksi yetişmiş olmasıdır. Babası Cano’nun, onun kendi iradesiyle seçtiği kişiyle evlenmesini arzulaması onu bu noktada birey yapar.

Buradan anlatıcının Cano aracılığıyla kadına olan bakış açısının ipuçlarını yakalamak mümkündür.

  Romanda yaşananlar Cumhuriyetle birlikte gelen düzen, uygulanan kanunların, verilen hakların, Anadolu’nun bu kısmında sadece kâğıt üzerinde kaldığının göstergesidir. Yani kadın haklarını gözetmek ve savunmak bir yana kölelik-ağalık düzenin bir çözüme kavuşmuş değildir. Daha öncede belirtildiği gibi yazar toplumsal meseleleri kişiler aracılığıyla anlatmak istemiştir. Romanda o dönemin gündemini oluşturmayan bir konu olan kadın problematiğinden bahsetmesi mümkün değildir. Ancak bütüncül yaklaşıldığında Cumhuriyet’in getirdiği reformlar ne olursa olsun Anadolu’nun bazı bölgelerinde geçerli olmadığı romanda yer alan kadınların yaşam biçiminden ve gördükleri muameleden anlaşılmaktadır. Cano’nun köy kızların alınıp satılmasına dair söylediklerinden ve köyün ağasının Cemo’yu zorbalıkla elde etmeye çalışmasından anlaşılmaktadır.

Memo’nun ilk sevdiği kız Senemdir. Senem bir Şıh kızı olduğundan parayla yaşlı bir Şıha satılır. Senem, geleneğin ve törenin kadın üzerinde nasıl işlediğini anlatan kişilerden biridir. (Bilbaşar 2017: 66). Cemo karakteri ile Senem karakterinin başından geçenler Doğu Anadolu coğrafyasının kültürel meselelerini ve arka planını yansıtmaktadır. Senem Cemo’nun aksine satılmış ve istemediği biriyle evlendirilmiştir. Bu, bölgenin geçen kızlarının ve kadınlarının akıbetini en iyi şekilde anlatmaktadır. Nihayetinde Senem’de fırsatını bulduğunda istemediği kocasından kaçacaktır.

  Romanda Memo’nun başından geçenleri anlattığı 2. Bölümde onun gözünden Cumhuriyetin sosyal hayatta yarattığı değişimler aktarılır. Bahsi geçen yerlerde aynı ülkenin farklı bölgelerini karşılaştırma imkânı da vermektedir.  Asker ocağında başından geçenler ve orada gördükleri onu hayrete düşürür. Memo, subay ve eşlerini şöyle anlatır:

Mahfele subaylar hanımlarıyla birlik gelirdi. Orada yerler içerlerdi. Hafta sonlarında topluca eğlenirlerdi. Caz denilen zilli davullu çalgı gelirdi. Caz çalanda birbirine sarılır oynarlardı. Yorulmak bilmezlerdi. Sabahlara dek durmadan dönerlerdi ortalıkta. Arada bir, oyun bilenleri ortaya çıkarlar, oynatırlar ya da türkü söyletirlerdi ( Bilbaşar 2017: 67).

Memo’nun törenlerde gördüğü hanımlar için söyledikleri Cumhuriyet dönemi yeni şehir kadını profilini de açıklamaktadır:

Törenli günlerde balo yaparlardı. Baloya kadınlar daha süslü, daha çılbak gelirlerdi. Erkekler daha çok yer içerlerdi. O geceler şehrin sivilleri de katılırdı eğlenceye. Kadınlar birbirinden güzeldi. Öyleyken erkekler karılarını hiç kıskanmazlardı. Hürü gibi avradı başka erkeklerle sarılıp oyuna kalkardı da, adam ses çıkarmazdı. Büsbütün şaşardım buna. (Bilbaşar 2017: 67).

  Bilbaşar, Cumhuriyet’in yeniliklerini asker ocağında Memo’ya gözlemlerinden söyletirken yaşanılan değişimin nerede olduğunun da ayrıntılarını vermektedir. Dolaylı yoldan asker ocağına göndermede bulunduğunu söylenebilir. Bürokrasi ve askerlik kurumlarının eleştirilerine 1980’li yıllardan sonra eserlerde açıkça görülmektedir. Tepeden inme reformların ve sonuçsuz kalan değişimler yazarlar tarafından eleştirilmiştir. Ancak Bilbaşar bu romanda bürokrasiye ve askere karşı olumsuz bir tavır takınmaz. Aksine ona göre köylüyü kulluktan kurtaran devletin memurları ve askeridir. Romanda devlete duyulması gereken güven belli başlı kamu görevlileri aracılığıyla verilmiştir (Bilbaşar 2017: 156).

   Diğer taraftan yenilikler her alanda olduğu gibi giyim kuşamda olmuştur.  Bilbaşar görsel ve sosyal hayatta değişim örneklerini yine kamu kuruluşlarında çalışan memurlar ve onların yaşantılarıyla göstermektedir. Burada dikkat çeken husus, kadın erkek ilişkisinde daha özgür olma hali ve erkeğin kadını kıskanmama ve baskı göstermeme halidir. Kıskançlık, modern insanda olmaması gereken bir duygu hali gibidir. Dolayısıyla tipik Anadolu erkeği yerini modern, çağdaş erkek alır. Nihayetinde kadının sosyal yaşantısında da bir sınıf değişimi söz konusudur. Burada doğrudan bir sınıf atlaması olup olmadığı konusunu gündeme getirebilir. Ancak bu çalışmada kadın ve eril bakış açısı irdelendiğinden kadın karakterleri ve yaşam şekilleri farklılıklarını tespit edilmiştir. Memo’nun gözünden bir devletin bir hâkimin eşi anlatılırken şehirdeki kadın ve köydeki kadın farkı ana hatlarıyla ortaya çıkmaktadır.

Baloların en beğenilen kadını, Münevver Hanım derler, hasna müstesna bir dilberdi. Hâkim karısıymış. Kocası ölende babasının yanına gelmiş. Sırtına her baloda başka bir renk kadife kaftan giyerdi. Göğsünün üstüne bir gül takardı. Siyah saçları kısrak yelesi gibi dökülürdü bir yanına. Gözleri sürmeliydi. Münevver Hanım oyuna kalkanda, gözler tüm onu izlerdi. Cuğara içecek olsa erkekler hep birlik koşarlardı cuğarasını yakmaya (Bilbaşar 2017: 68).

  Münevver Hanım burada Memo’nun gözünden dul ve fettan bir tip olarak aktarılır. Eserde diğer kadınların kendileriyle olan ilişkisi ve kadınlık olgusunu değerlendirişleri de dikkate değerdir. Memo, dayısı öldükten yengesi ortada kalır. Töre gereği yengesine alıp sahip çıkması gerekir. Ancak bu durumu Memo değil yengesi dile getirmiştir. Burada kadın olarak ne töreyi ve geleneğin getirdiği koşulları sorgulayan bir kadın tipi yoktur. Yengesinin şu sözleri açıkça göstermektedir: ‘‘Dayının muhabbetini sana bağlamışım. Sensiz neylerim ben erkeği başında olmayan avradın halini köpekler yimez. Töreyi sayar da bana sahip çıkarsan, helalin olurum. Hizmetine bakarım. Yok, der de istemezsen, n’ola, yengen kalırım’’ ( Bilbaşar 2017:83). Kadın daha çok kaderine boyun eğen bir şekilde tasvir edilir. Ancak burada yazarın vermek istediği kadının kendisinin de bu duruma kafa yormadığıdır. Buradan yazarın bir gözlemci gözüyle törenin ve geleneğin getirdiği sosyolojik tespitleri ortaya koymak amacında olduğu açıktır. Yengesini sadece dayısının hanımı olarak gören Memo, onunla bu ilişkinin ötesine gitmez. Diğer taraftan yengesi de onu evlendirme çabalarına girişir. Köyde ona uygun kızları beğendirme gayreti içerindedir:

Kezban’ı beğenmiyorsan Hazal’ı al öyleyse! Körpeliğine körpe, üstelik toy gibi semiz. Celebi, davarı da çok. Alırsan sırtın yere gelmez! Katır ondan güçlü değildir. Teni de süt gibi ak. Malı yoksa da başlığı ucuzdur. Yüz mecidiyeye alırık’’, diye köyün genç, güzel, körpe kızlarını sıradan dizdi önüme (Bilbaşar 2017: 91).

Romanda yenge ve diğer bahsi geçen kadınlar, kamusal alanda karşılaşılan kadınlarla kıyaslama yapma imkânı da vermektedir.

   Kadının Cinsel Obje Olarak Konumlandırılışı

   Romanda baştan sona kadar bir kadın, cinselliğini kullanmak isteyen bir kimlik olarak sunulmaz. Ancak geleneğin ve törenin emrettiği şekilde satın alınarak evlilik yapan kadınların, cinsel bir tercih yapma lüksünün olmadığı söylenebilir. Genç bir kızı daha çok para verdiği taktirde yaşlı biriyle de evlendirilebilir. Dolayısıyla özgürce eş tercihini yapabilen kadın değil erkek olmaktadır. Memo’nun ilk sevdiği olan Senem, bir Şıh tarafından satın alınarak şıhın dördüncü karısı olur. Memo artık kaybettiğini düşünse de Senem’i aklından çıkaramaz. Dayısı ise Senem evlendikten sonra Memo’yu avutmak için bazı sözler söyler. Bu sözlerden kadın-genç kız bakış açısına dair dair ipuçları yakalamak mümkündür. Bilinçaltında evlilik için tercih edilen bakire, el değmemişlik beklentisini yansıtır: ‘‘Aklından çıkarman gerek gayri onu yeğen. Dünya güzeli de olsa, satılmış kız, koklanmış gül gibi… Değeri düşük olur. Bizim Zozona’da ne dilber kızlar var. Senem eline su dökemez onların. Yarın gidek de gör’’ ( Bilbaşar 2017: 66).

  İlk zamanlar el üstüne tutulurken Şıh Senem’in üzerine tekrar evlilik yapar. Orada yaşayan her kadının olduğu gibi Şıh’ın dayağını ve işkencesini çekmeye mahkûm olur. Ancak Memo’yla tekrar yolları kesişince kaçmayı göze alacak kadar da cesur bir tutum sergiler. Memoyla Şıh’ın karısı olduğu halde cinsellik yaşamaktan da çekinmez: ‘‘Divana çekti götürdü beni, ince bir ipekli vardı üzerinde. Elimin altında çıplak gibiydi. Olanca sıcaklığı, tazeliği, diriliğiyle avuçlarımdaydı. Düş görürüm sanırdım. Düş gibi de çabuk geçti gece. Öyleyken sevişmeye de sözleşmeye de vakit bulduk’’ (Bilbaşar 2017: 76).

Burada Senem’in bu kaçak cinsel deneyimi yaşadığı Memo’nun söyledikleriyle anlaşılmaktadır. Yazar Senem’i bir köy kadının sınırlılıkları çerçevesinde Memo’ya cinsel cazibesini göstermiştir. Kadın olarak Senem’in dile getirdiği ya da kurguladığı bir fantezi yoktur. Daha çok seven iki insanın birleşmesinin olağan olarak verilmesi söz konusudur.  Ancak bu fantezi dünyası romanda kadın dilinden değil eril bir dille verilmektedir. Yazar romanda kadını baştan çıkartan, cazibeli, fettan bir karakterde yansıtmaz. İki aşığın olağan beraberliği neticesinde kendisini ona kendini sunması söz konusudur. Ancak yazarın diğer romanlarında yaratılan kadın tiplerinde aksini söylenebilir.

  Kutsal Annelik

  Daha öncede ifade edildiği gibi kadın, var olma çabasını yıllardır sürdürmektedir. Yaşamın her döneminde kadın çocuk sahibi olarak bir statü kazanacağına, kocasıyla aralarının düzeleceğine ya da güçleneceğine inanmıştır. Kutsal annelik, çocuk sevgisi, aile kadının daima merkezinde olmuştur. Hangi toplumda olursa olsun şu ana kadar kadınların elde ettikleri sosyal statü belli aşamalardan geçmiştir. Bu durum Cemo karakterinde de yansımasını bulur.  Her ne kadar erkeksi, ev işinden anlamayan bir genç kız olarak yetişse de doğurganlık ona hem çevresinde hem de kendi içinde onaylanma ve statü kazandıracaktır. Kadın, kendi varlığını bu şekilde kabul ettireceğini düşünür. Cemo, Memo’dan çocuk istemesine karşın hala gebe kalmamıştır.  Bu durumun üzüntüsünü şu sözleriyle aktarmaktadır:

 Cemo üzerinden kaftanını attı, çıplak soyundu: kalçalarım Zelho’dan da Zeyno’dan da öbür kancıklardan da geniş değil mi? Şu karnım ikiz döl tutsa acap taşımaz mı? İkiz dölleyende şu iri memiklerim süde sandırmaz mı onları ki, tanrı beni analıktan mahrum bırakır? Erimi sorarsan, erlerin hası, erkekliğinin heç kusuru yoktur. Menekşe Kız’a aşan boğa gibi güçlüdür. Gece demez, gündüz demez, hamur gibi ezer beni (Bilbaşar 2017: 170).

   Romanda kadının cinselliğini kullanan bir varlık değildir. Ancak erkek tarafından cinsel cazibesi olan bir kadının arzu edildiği söylenebilir. Kadının arzulanması güzel ve genç olmasıyla ilintili görülür. Romanda kadın karakterler genç, güzel, alımlı olarak yansıtılır. Bu özelliklere sahip olan kadın satın alınma değeri de yüksektir. Erkeğin kadından doğurganlık, ev hizmeti ve eşlik dışında bir beklentisi yoktur. Bir kadın evlendiğinde erkeğin hizmetine sunulmuş olur:

Cano: Kevi’de Hasso’da Zino’da, Zano’da onda yatacak. Bir düzine yavru döllemeden kocamak yok pazarlığımızda’’ dedim. Büyük bir sevinçle doladı boynuma kollarını. Teninin sıcaklığı kanımı tutuşturdu, devrildik yatağın içine. Sevgiden tıkandı soluğumuz…(Bilbaşar 2017: 100).

Memo: kız yıkandı, körpe beyaz vücudundan inci damlaları sızarak sudan çıktı. Islak saçları sırtına, göğsüne yapışmıştı. On üç-on dört yaşlarında hasna müstesna bir kızdı. Kaftanını almak için eğilende, gergin yay gibi vücudu, tombul göğüsleri yüreğimi oynattı. Ne zamandır duymadığım ılık bir şeyler aktı göğsüme ( Bilbaşar 2017: 92).

   Bilbaşar, Doğu’nun insanı ve bölgenin koşullarını geleneklerle, iç içe gelişen olaylarla ve folklorik unsurlarla işleyerek tarihî ve sosyal gerçekliği okuyucuya aktarır. Eserde Cemo karakteri üzerinden şıhlık, ağalık, Cumhuriyetçilik, yenilikler, kanunların uygulanmadığı yerler, bürokrasinin olumlu ve olumsuz yanları konu edilir. Cemo’nun kadınlık olgusu sadece olayların akışı için bir vasıtadır.

   Sonuç

   Kadın ve edebiyat kavramları, edebi eserin hem oluşturulmasında hem de tüketilmesinde sürekli olarak tartışmaların odağında olan bir konudur. Kadının edebiyat dünyasında yer alması, kendisini ifade etmesi, kadınların sorunlarını işlemesi, çözüm önerilerinde bulunması ve bu yolla da ekonomik anlamda kendisine yetmesi sadece feminizmin değil toplumun öncelediği konulardır. Bu bağlamda edebiyat dünyası, kadınların mağduriyetlerinin geniş kitlelere taşınmasında önemli bir araçtır. Bu araç sayesinde kimi yazarlar, toplumda bir kadınlık bilinci geliştirmek isterler.

Kadın yazarların edebiyat ‘diline’ dâhil olmasıyla erkek yazarlar tarafından çevrelenen edebiyat, cinsiyetçi çemberden sıyrılır. Erkek yazarların kurguladığı kadın kimliklerinin, yanlış değilse de eksik oldukları söylenebilir. Fakat ister kadın ister erkek olsun; her yazarın üslubu, şahıs kadrosu, olay örgüsü ve işlediği konular birbirinden farklıdır. Ön plana çıkan temel unsur ise duyarlılıktır. İnsana ve hayata duyarlılık penceresinden bakmak hem edebiyatın hem de evrenselliğin gereğidir. Kadın konusunda sergilenen yaklaşım biçimi; yazarın, yazarlık niteliğini test eden bir unsur olmaktan uzaktır. Duyarlılık odaklı yaklaşım, ancak estetik nitelikler çerçevesinde işlenmişse kalıcı olabilecektir. Toplumsal konular da edebiyatın değerleri içinde kaldığı sürece; edebiyat açısından anlamlıdır. Kadınların toplumsal hayatın parçası olarak görülmeleriyle, edebiyatın da öznesi olmaya başlamaları aynı zamana denk gelir. Onların siyasal ve sosyal alanlarda daha fazla görünmesi, yazarlık geleneklerine de katkı sağlar. Zamanla daha da olgunlaşacak eserlerle, edebiyat dünyasında görünürlük kazanmalarına yardımcı olur. Daha önce de ifade edildiği gibi Cumhuriyet’in ilk yıllarında kadın konusuna değinen yazar sayısı oldukça az sayıdadır. İlerleyen süreçte toplumun demokratikleşmesiyle birlikte edebî eserlerde de yansımış ve kadın yeni kimlikler kazanmıştır. Kadın yazarların sayısının artması ve kadın sorunsalına değinmeleri, eril yapının cinsiyetçi söylemden uzaklaşması Türk edebiyatının yeni bir tutum içine girmesine vesile olmuştur. Diğer bir ifadeyle değişen toplum edebî anlayışı da beslemiştir ve değiştirmiştir.

   Summary

   Cemo Bilbaşar's form, language, folk literature items are considered to be the most successful novels in terms of their magical features. Along with using the language and elements of the people in his stories and novels, he has done this very intensely in Cemo. Secondly, they think that being close to the people and guiding them will speak their language. The imitative imitations frequently seen in Cemo are reflections of this understanding of the author. Your epic, story and folk story telling has been intensively used. The author also links the fact that the novel is the most read and known novel. If an idea is desired to be overcome, the artist needs to be altruistic in this way and to be written in consideration of the majority of the appeal. In this context, he wrote Cemo to draw attention to the people of Eastern Anatolia. His words clarify these considerations:

‘‘Despite all the good intentions of all governments in the republican period, it was not properly utilized from the roads, schools, water, health, blessings: it was saved from the medieval tribal level and was not replaced with a level of contemporary civilization; moreover, it was destroyed twice by the internal and external colonial and separatist forces. I wanted to show the ways of reaching a new level of life by telling them the reasons of the unhappiness, the oppression, the repugnance of the republican governments, the insincere propaganda of the lives of the republican governments, and taking them to a small village experience in Siirt’’ (Özpay 2017: 85).

    This thought was made in 1945 in the draft of the author's novel. The desire to implement the reform of the land, the failures that came along delayed the writing of the novel and also contributed to the author's deep research before the novel. Sheikh Sait, who betrayed Cemo and subsequent Memo, has the opportunity to explore in depth the works that describe the events of Dersim and the cultural characteristics of the Eastern Anatolian geography. On the other hand, it tries to determine why the reform initiatives brought by the Republic have failed. The end result of these studies is the result of Cemo and Memo novels. The Cemo novel is about the female hero who bet on the work. However, as mentioned earlier, there is no direct woman problematic or female criticism. The author chooses the novel hero as a woman, but the hero has only become part of the fiction to convey other social problems.

About this essay:

If you use part of this page in your own work, you need to provide a citation, as follows:

Essay Sauce, Evaluation of Women’s Role in Cemo Novel. Available from:<https://www.essaysauce.com/sample-essays/2018-8-29-1535553231/> [Accessed 17-06-26].

These Sample essays have been submitted to us by students in order to help you with your studies.

* This essay may have been previously published on EssaySauce.com and/or Essay.uk.com at an earlier date than indicated.